True Detective

True Detective’e HBO’nun ağır topu diye hitap edebiliriz. Game of Thrones’in fantastik oluşundan mütevellit kendisi HBO’nun tek ağır topudur. Oyuncuya göre dizi değil, diziye göre oyuncu. Sahibine göre kişneyen at misali diyebiliriz dizinin iki sezonunu birlikte dikkate aldığımızda. Tamam tamam ilk sezon zaten süperdi, oyuncular da zaten süperdi falan filan değil mi?

Değil!

Bu noktaya sonra değineceğim.

True Detective, her sezonunda farklı bir yaşanmış hikâyeden yola çıkılan senaryolarla çekiliyor. Dizinin yaratıcıları, senaryoyu kaleme alırken, polis raporları, medyadaki ilgili haberler ve mahkeme dosyalarından faydalanıyorlar ve sonuç hemen hemen muhteşem oluyor. Tabii bu da her sezon yeni bir kadro ile çekilmesini gerektiriyor, çünkü hikayeler birbiriyle bağlantılı değil. Şimdi şunu yerli yerine koyup bazılarına acı gelen gerçeği söyleyelim; dizide her sezon farklı oyuncular var, yani her sezon bir mini dizi izleyeceksiniz. Değişmeyen tek şey adı: True Detective! Belki de güzelliği buradan geliyor. Her sezon yeni bir süper mini dizi izliyorsunuz.

true-detective
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Buraya kadar işler iyi gidiyor gibi ama burada bir uyarı yapmak zorunda hissediyorum:

Okuyacağınız bu yazıda True Detective ile ilgili olarak ağır “içerik manyel” yer alır. Bu yüzden diziyi izlemeyenler isterlerse okumasınlar. Bu arada “içerik manyel” terimine ilkginç bir şekilde İngilizce karşılık verme gereği hissediyorum: “spoiler” eskiden İngilizce içeriklere Türkçe karşılıklar, açıklamalar verirdik, ne günler görüyoruz ki herkes “spoiler” denince anlıyor da içerik manyel’den bihaber.

Güzel şeylerin hep az, güzel anların hep kısa olduğu şu dünyada, ne yazık ki True Detective de bu önermenin Çehovvari gerçekliğini kıramıyor. Çehov aslında “bir sahnede tüfek görünüyorsa, mutlaka patlamalı” diyordu falan, konuyu nereden ona dayandırdım bilmiyorum, yazıya sanat katma çabası diyelim, geçelim.

 

True Detective iki sezonu da yaklaşık birer saatlik 8 bölümden oluşan bir dizi. İlk sezonundaki 8 bölüm, Nic Pizzolatto tarafından yazılmış, Cary Fukunaga tarafından yönetilmiştir.

İlk sezonun sloganı “man is the cruelest animal” ikincisinin ise “we get the world we deserve”

İlk sezon fragmanı:

İlk sezon kadrosundaki önemli oyuncular:

Matthew McConaughey – Rust Cohle
Woody Harrelson – Marty Hart
Michelle Monaghan – Maggie Hart
Michael Potts – Dedektif Maynard Gilbough
Tory Kittles – Dedektif Thomas Papania

İlk sezonun sloganı; “man is the cruelest animal”, yani “insanoğlu en gaddar hayvandır.”

true-detective
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

İlk sezonda olaylar ABD’de Louisiana eyaletinde geçmektedir. İlk sezonun True Detective’lerinden birisi; narkotikten cinayet büroya yeni atanmış olan ve elinde taşıdığı kocaman not defteri nedeniyle meslektaşlarınca “The Taxman” yani “vergi memuru” olarak anılan Rust Cohle. Diğeri ise cinayet büroda acemi olarak görülen Rust Cohle’un ortağı, yıllardır burada çalışan, iki kız çocuğu babası Marty Hart.

Açılış sahnesinde otomobilin içerisinde konuşur True Detective’lerimiz. İki dedektif, birbirleriyle tamamen zıt karakterlerdir. Birisi ateist, diğeri ise bildiğin Amerikan neoconudur. Biri az okumuş az düşünmüş, bol eylem gerçekleştirmiş, diğeri yani ateist olanı, çok okumuş çok düşünmüştür. Tek ortak noktaları ise ikisinin de acayip Orta Batılı Amerikalılar olması ve bunun aksanlarından net anlaşılmasıdır.

İkili, şeker kamışı tarlaları içersinde yer alan bir ağacın dibinde, ilginç voodoo ritüellerine maruz kalmış gibi duran, kafasına geyik boynuzunun taç gibi oturtulduğu, karnında bıçak yaraları görülen kadın cesedi içeren vakayı alırlar. Cesedin yanında ağaç dallarından yapılmış ilginç şekiller vardır. Suç mahali oldukça ilginç, hatta iç gıcıklayıcıdır. İşte izlediğimiz bu sahne 1995 yılında geçmektedir.

1995 yılında çözülüp kapatılan dosya, 2002 yılında bir soygun olayının zanlısının sorgulaması sırasında söyledikleri üzerine tekrardan açılır ve asıl hikâyemize giriş yaparız.

Sonrasında True Detectiv’lerimizin 2012 yılında ayrı ayrı olayı iki FBI dedektifine anlattıkları sahnelere döneriz. Zaten dizinin asli zaman dilimi 2012’dir. Buradan itibaren sürekli bu vaka hakkında kendilerine yöneltilen sorulara verdikleri cevaplarla geri dönüşler, hatırlamalar yaparız.

Yukarıda diziye göre oyuncu demiştim ya, işte Matthew McConaughey ve Woody Harrelson tam da bunu kanıtlıyor. Rollere biçilmiş kaftan bu iki oyuncudan, bizim memleket dizi izleyicisi Rust Cohle’u canlandıran Matthew McConaughey’in çok kıyak oynadığını, Marty Hart’ı canlandıran Woody Harrelson’ın da idare ettiğinden dem vururlar. Bunu özellikle belirtme gereği hissettim, çünkü sosyal medyada okuduklarım ve tanıdıklarımdan duyduklarım hep bu yöndeydi. Benim görüşüm ise; ikisinin de tam rollerine uygun oyuncular oldukları ve çok iyi oynadıkları yönünde. İkisi de karakterlerin hakkını verdiler. Karakterler ne ise onu çok iyi yaşattılar izleyene. Bu yüzden iki karakterden daha çok sevileni, ateist olan Rast Cohle’u canlandıran Matthew McConaughey daha çok beğenildi. %99’u Müslüman olan ülkemizde ateist bir anti-kahraman karakterin daha çok sevilmesi de sanırım Hollywood’un yeni bölücü silâhıdır. Kahrolsun bu ateistler, insanların inançlarına aykırı fikirleri beyinlerine sokuyor.

true-detective-1
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

Dizinin ilk sezon finalinde çok hoşuma giden Rust Cohle  ve Marty Hart repliğini şuraya yazmak istedim. Gerçekten başlı başına bir olaydır bu replik. İnsanoğlunun en eski savaşından bahis olunur. İyiyle kötüden, karanlıkla ışıktan, yin yangdan ağır doğranır…

Vereyim repliği;

Marty Hart – Alaska’da çocukluğunda yaptığın gibi, yıldızlara bak ve uydur bir hikâye. Hadi uydur bir tane.
Rust Cohle – Şunu da söyleyeyim Marty, ne zamandır her gece, yukarıdaki odamın camından dışarı bakıyor ve düşünüyorum. Sadece bir hikâye var, en eski olanı.
Marty Hart – Nedir o?
Rust Cohle – Işık, karanlığa karşı.
Marty Hart – Alaska’da değiliz biliyorum ama benim gördüğüm kadarıyla karanlığın sınırları çok daha fazla.
Rust Cohle – Evet. Haklısın bu konuda.


Rust Cohle – Bu gökyüzü olayına yanlış bakıyorsun.
Marty Hart – Niyeymiş o?
Rust Cohle – Başlarda sadece karanlık vardı. Bana sorarsan, ışık kazanıyor.



True Detective Sezon 2

Gelelim ikinci sezona…

Kadro ile başlayalım;

Colin Farrell ———— Dedektif Ray Velcoro
Rachel McAdams —— Dedektif Ani Bezzerides
Taylor Kitsch ———- Memur Paul Woodrugh
Vince Vaughn ———- Frank Semyon

Kare ası verelim ve ekleyelim; bu sezon iki değil, üç dedektifimiz var bir de iyi olan kötü adamımız. İyi tarafta bunlar, kötü tarafta da bir alay adam var.

true_detective
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

———————————– Frank Semyon —— Paul Woodrugh —- Ani Bezzerides —– Ray Velcoro

İkinci sezon fragmanı:

 

İkinci sezonun sloganı ile devam edelim;

“We get the world we deserve” yani, “hak ettiğimiz dünyada yaşarız”

true_detective
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

İkinci sezonda Johnny Walker reklâm alanında baş roldedir. Sanırım Blue Label’in bundan daha iyi bir reklâmı yapılamazdı.

true-detective-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

O sahneyi de verelim;

https://youtu.be/QOqzziWdVzk

 

https://www.youtube.com/watch?v=QOqzziWdVzk&feature=youtu.be



 

2. sezon Los Angeles’da kimselerin pek adını duymadığı Vinci şehrinde geçiyor. Burası bir sanayi bölgesi.

true-detective
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Dizinin ilk sezonunun ardından herkesi bir heyecan kaplamıştı. Bir seri katil vardı ve yanı sıra çok iyi iki detektif konunun üstündeydi. Yıllara yayılan bir soruşturmayı izledik.

İlk sezon süperdi, izleyen hemen hemen herkes bunda hemfikirdi. Asıl sorun ikinci sezon başladığında yaşandı. Beklentiler yerle bir olmuştu, çünkü ortada bir seri katil yoktu! Homurtular başladı, “ilk sezon zaten çok iyiydi, ikinci sezon tabii onu geçemeyecek”, “neden iyi giden şeyi değiştiriyorlar ki? seri katil iyiydi” demeler falan başladı. Sadece ülkemizde değil, Amerika’da da durum böyleydi, forumlarda falan ortalık yıkıldı. Çok öfkelendi izleyicinin büyük kısmı. Dizinin ikinci sezon puanı düştü, HBO’nun düşen izlenme oranlarından ötürü büyük yara aldığından falan dem vuruldu. Dizi ikinci sezonunda ilk sezonundaki başarıya ulaşamamış kabul edildi.

Buna yazının sonunda değineceğim, şimdi ikinci sezon hakkında kendi fikirlerimi vereyim ve hikâyeden biraz haberdar edeyim.

true-detective
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

İkinci sezonu ilk sezondan bile daha çok beğendim! Önce bunu yazmam gerekliydi. Hikâye yukarıda da yazdığım gibi sanayi şehri Vinci’de geçiyor. Yeni yapılacak bir tren yolu var. Şehrin halihazırda önemsiz ve oldukça ucuz olan bir bölgesinden geçen bu tren yolunun koridorundaki arazi parselleri de oldukça kıymetli hale gelecektir. Bilinmeyen ya da bilinmemesi gereken tren yolunun nereden geçeceğidir. Bunu bilenler, bu işte dahli olanlar oldukça zengin olacaklardır kısa süre içerisinde. İşte rant büyük olunca ortalıkta patırtı gürültü çıkması da kaçınılmaz oluyor sanırım.

Şehrin önemli yeraltı adamlarından Frank Semyon, bu projeye yatırım yapmış, zenginliğe ve illegallikten legalliğe geçişin biletini almıştır. Fakat Frank Semyon’un hesaba katmadığı şey, oyuna getirilmiş olmasıdır. Bir cinayet patlak verir. Frank Semyon’un bu işe girmek için yaklaşık 5 Milyon USD nakit para verdiği kişi öldürülmüştür.

Soruşturma başlar. Bir takım kurulur, Vinci Polis Departmanından Dedektif Ray Velcoro, Eyaletten Dedektif Ani Bezzerides ve bir de cesedi ilk bulan yol devriye polisi Memur Paul Woodrugh olayı araştırarak, kendi makamlarına bilgi vermek şartıyla bir araya getirilirler. True Detectiflerimiz 3 tanedir. Oldukça karmaşık bir şekilde kurulan bu ekipteki üç kişi de üstleri tarafından bu olayı araştırmaktan çok, birbirlerine yıkmaları hususunda telkinler almaktadır.

Anlayacağınız, işin içinde bir çapanoğlu vardır!

true_detective-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

True Detectivlerimize gelir isek… Üç adet psikolojik bakımdan ağır yaralı dedektifimiz var. Fiziki olarak zindeler fakat, ruhsal açıdan tamamen çökmüş üç dedektifimiz, önlerine gelen bu davayla, aynı zamanda kendi meseleleriyle de yüzleşecekler.

İlki Dedektif Ray Velcoro, deyim yerindeyse pisliğe batmış, neredeyse kendisini tüketmiş olan kirli bir polistir. Yıllar önce karısına tecavüz edilmiş ve suçlular yakalanamamıştır. Kendisine Frank Semyon tarafından verilen bir ipucu sayesinde tecavüzcüyü bulmuş ve pek de sorgulamadan adamı öldürmüştür. İşlediği ve örtbas ettiği bu cinayetle iyi polislikten, kirli polisliğe dikey geçiş yapan Ray Velcoro, ne karısnın başına gelenlerden ne de bu cinayetle kendi içinde bir türlü hesaplaşamamıştır. Neticede karısından da ayrılmış, dedektifliği de satın alınabilen bir meta haline gelmiştir.

true-detective-ray-velcoro
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

İkincisi Dedektif Ani Bezzerides, ergenlik çağında yaşadığı bir travmayla ailesinden kopmuş, sorunlu kişiliği, vakalara ve insanlara yaklaşımındaki umarsız tavırlarıyla dikkat çeker. Erkeklerin dünyasında, sert görünmeye ve öyle olmaya çabalayan ruhen yaralı bir genç kadındır.

true-detective-ani-bezzerides
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Üçüncü dedektifimiz Memur Paul Woodrugh, eski bir paralı askerdir. Amerikan Ordusu’na taşeron hizmet veren özel şirketlerden birisinde uzun süre cephe görevi yapmış ve işi bırakınca da motosikletli polis olarak yol devriyeliği yapmaya başlamıştır. Paul Woodrugh savaştan döndüğünde mental olarak bitkindir ve bunun sebebi de askerde yaşadığı “gay“liğini askerde bırakma çabasıdır. Özünde gay olan, fakat bunu kendisine bile itiraf etmekte zorlanan Paul Woodrugh, bu iç çatışma sebebiyle tam bir tutunamayan olarak serseri mayın gibi motosikletiyle oradan oraya sürüklenmektedir.

true-detective-paul-woodrugh
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Bir de anti kahramanımız var, Frank Semyon… Bu karakter de çok iyiydi. Felsefi düşünen, derin düşünen bir mafya reisi. Klişelerle değil, klişe dışı cümlelerle konuşuyor, uzun uzun düşünüyor, uzun uzun bakıyor, uzun uzun cümleler kuruyor. Yayıyor cümleleri ama boş değil. Tek derdi büyüyüp sıyrıldığı pis dünyadan kendisini sıyırarak legal bir şirket kurarak, akça pakça bir işadamı olup yaşamına devam etmek. Karakter felsefi olarak derindir fakat şahsi olarak derinlemesine irdelenmez, bunu özellikle yaptıklarını düşünüyorum. Yine de izleyicide bir sevgi uyanır karaktere karşı. Bende uyandı meselâ.

true-detective-frank-semyon
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

Şimdi gelelim, dizinin ikinci sezonunda beğenilmemesinden ötürü sosyal medyada, forumlarda falan söylenenlere. Burayı özellikle yazmak istedim, çünkü bu hep yapılıyor. Diziler bir önceki sezonlarıyla veya başka dizilerle karşılaştırılıyor. Yahu beğenidir bu, tabii herkes kendisine hoş geleni beğenecek! Öyle olacak da keyfini çıkarmak lâzım, keyfini kaçırmaktan ziyade.

Bir şeyin de keyfini çıkarmayı bilmez insanoğlu. Konusunu okumadan filmi/diziyi izlemeyenler mi istersin, komedi aktörünü felsefi derinliği olan bir mafya reisi olarak görmeye tahammül edemeyenler mi? Yoksa “bu İrlandalı oğlanı zaten sevmem” diyenleri mi istersin? Takım tutar gibi oyuncu tutup, yine düşman bellercesine oyunculardan nefret eden tipler var. Bir bokun tadını çıkaramıyoruz.

true-detective-1
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Ulan adam uğraşmış, 8 bölüm, 515 dakika dizi çekmiş. Özenle kadro oluşturmuş, anlaşmış, çok acayip ve gerçek hayatta da yeri olan, polis dosyalarındaki, savcılık soruşturmalarındaki bir olayı, ballandıra ballandıra senaryoya dökmüş.  Her bölümde en az 10 tane kartpostal gibi sekans çıkarmış, yani çok güzel görüntüler sermiş gözlerinin önüne; sen halen bir şeylerle, mesela ilk sezonuyla veya falanca diziyle kıyaslıyorsun. Bunlar hep hatice!  Neticede ne oldu biliyor musun? Muhteşem bir diziyi senin beklediğin gibi yapmadılar, ilk sezona benzemedi diye, izlediğin halde kaçırdın! Bir daha da asla o tadı alamazsın, tekrar izlesen bile, 8,5 saatin çöpe gitti.  Şimdi 3. sezonu bekle, belki onu izlersin.

Bir de “nevermind” var değil mi? Evet yahu neredeyse unutuyordum…

Jenerikteki o muhteşem Leonard Cohen sesini nasıl atlayabilirim? Elbette olmaz. Leonard Cohen’in Nevermind şarkısı 2. sezonun jeneriğini teşkil ediyordu. Her bölüme onunla başladık ve çoğuna da onunla devam ettik. Dizinin havasına, rengine uyum sağlıyordu Leonard Cohen’in sesi…

True Detective 2. sezon jeneriğini de vereyim bitirmeden evvel;

 

Yazı bitti.

Eklemek istedikleriniz ya da eleştirileriniz var ise memnuniyetle okumayı isterim, yani yazın da okuyayım sayın okurlar…

7,859 total views, 6 views today

Author: Savaş Eroğlu

Share This Post On

3 Comments

  1. İlk sezon ikincisinden daha güzeldi. İkinci sezon zaten güzel değildi bir de finalinde iyiden iyiye çuvalladı.

    Post a Reply
  2. Ray Velcoro,’nun ölüm sahnesi ultra patates çekilmiş. Böylesi bir ai aptallıklar serisi görülmemiştir hehalde.

    Post a Reply
  3. 3. Sezon nasıl olacak? Ne zaman başlayacak?

    Post a Reply

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This