Kendimi Öldürsem mi, Yoksa Bir Fincan Kahve mi İçsem

Kendimi Öldürsem mi, Yoksa Bir Fincan Kahve mi İçsem

Hayata ve kendimize bakışımızı etkileyen ve genişleten eserler vardır; bizi yoran, bizden çok şey bekleyen; bittikten sonra artık eskisi gibi olmadığımızı fark ettiğimiz…

Böyle bir okuma serüvenine özlem duyuyorsanız, Albert Camus doğru adrestir. Çünkü o, insanı ve hayatı çok iyi anlayan ve anlatan bir yazardır.

 

kendimi-oldursem-mi
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Varoluşçulukla ilgilenmiştir; ama kendini herhangi bir akımın yazarı olarak görmez.

Yayımladığı Sisifos Söyleni denemesi ile Absürdizm‘i anlatmıştır.

Absürd fikir ona göre; dünyanın anlamsızlığı karşısında, insanların ona anlam verme çabasıdır. Mesela dinler, yaşama bir anlam verme çabasından doğmuştur.

Ona göre “saçma”,  insanın gerçekler karşısında başını kuma gömmesinden başka bir şey değildir.

İşte Sisifos Söyleni ’nde; Yabancı ve Veba romanlarında bu fikri işler.

Ona göre; insan da yaşam da boşunadır, rastgeledir, sağlam hiçbir değer yoktur; ama yine de yaşamak gerekir. Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz. Bu nedenle Camus’nün felsefesinde aşırı karamsarlığa yer yoktur.

sisifos-soyleni-david-kilmer
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Kara kalem sisifos çalışması : David Kilmer

Yaşamın bir anlamı olmalıdır. Her ne kadar saçma da olsa…
Bu bakış açısı ile varoluşçulardan ayrılır, zaten kendisi de kabul etmemiştir varoluşçu olduğunu.

Albert Camus’ye göre; ölümden kaçamayız, ona karşı durmak saçmadır. Bu bağlamda intihar, aslında yapılacak en mantıklı harekettir. Fakat, yaşamın anlamsız olduğuna karar vermek ile yaşanılmaya değmez olduğuna karar vermek arasında fark vardır.
Yaşam anlamsızdır; ama yaşamaya değerdir.

Sizin intihar etmiyor olmanız, yaşamı seçtiğinizi gösterir ve böyle yaparak yaşamın bir değeri olduğunu ortaya koymuş olursunuz.
Ve insanın saçmadan kurtulmasının tek yolu, yaşamın anlamsızlığının bilincinde olmasıdır.
Saçma düşüncesi bizi sarsmamalıdır. Aksine insan bunu kabul ederse saçmalık duygusundan kurtulur.

albert-camus-sisifos
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

Sisifos Söyleni, adını Yunan mitolojisinden alan bir denemedir. Yaşamı ve intiharı sorgularken absürdü anlatır.
Deneme şu cümleyle başlar: “Tek bir felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.“

Mitolojik bir kahraman olan Sisifos’u, yaşamın anlamsızlığına karşı takınılacak bir tavır gibi düşünebiliriz.

Sisifos, işlediği bir suçtan dolayı tanrılar tarafından cezalandırılır. Cezası, büyük bir kaya parçasını bir dağın tepesine yuvarlayarak çıkarmaktır.

Sisifos her seferinde kayayı dağın zirvesine çıkartır; ancak kaya daha sonra kendi ağırlığıyla tekrar aşağıya yuvarlanır ve kısır döngü böylece sürer gider.

Ve bu sonu gelmez eziyet, Sisifos için cezaların en büyüğüdür.

Ancak Sisifos kaderine isyan etmez ve iki şeyin farkına varır:

Yazgısının kendi elinde olduğunun ve bunu duyumsadığında hissettiği özgürlüğün.

sisifos-1
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

İşte kitabın felsefesi tam da burada başlar.

O halde, insan yaşamın saçmalığı ve anlamsızlığına karşı intihar ederek bu boşluktan kurtulmalı mıydı? Hayır, diyor Albert Camus; ona göre intihar etmek ‘Absürd‘ den kaçış olur.

Oysa Absürd İnsan, bilinçli bir şekilde kaderini elinde tutan, saçmalık ve anlamsızlığın farkında; ama gene de önünde var olan yaşamı sürdürmesi gerekli olan insandır.

Albert Camus, Saçma (Absürd) felsefesini tamamlamaya çalışırken, Sisifos Söyleni ’nde intiharı reddettiği gibi Tanrı’ya sığınmayı da reddeder.

Ancak bunların yerine ne koyabiliriz? Bunun cevabını vermez bize, en azından bu kitapta vermez.

yabanci
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Albert Camus, Sisifos Söyleni ’nde açıklanan görüşlerin kurgusunu Yabancı adlı romanıyla vermiştir. Sisifos Söyleni, saçma kavramının ne olduğunu tartışırken Yabancı, saçmayı yaşayan, topluma yabancılaşmış bir bireyi anlatır. Bu anlamda varoluşçu akıma çok yakın bir romandır.  Aslında roman kahramanı sadece topluma değil, her şeye yabancıdır: dünyaya, kendine…

icim-bir-sikiliyor-ki-hayirdir-isallah
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Yaşamındaki tüm olaylara nesnel bir şekilde yaklaşan, o zamanlar Fransız sömürgesi olan Cezayir’de küçük bir memuriyet işinde çalışan Meursault adındaki toplum dışı bir kahraman…
Aslında kahraman diyemeyiz;  bir anti – kahraman.

“Annem ölmüş bugün, belki de dün, bilmiyorum,“ diye başlar roman, ilk cümlede sarsar insanı.

Annesinin cenazesinde kafası türlü türlü düşüncelerle doludur.
Bu düşünceler ise bize göre anne cenazesinde düşünülmeyecek şeylerdir. Şöyledir: Meursault tüm bu işler sırasında çok yorulmuştur, işler bittikten sonra uyumayı düşünmekte ve uykunun özlemini çekmektedir.

Camus; insanın öteki yüzünü , annesinin cenazesinde dahi canının uyumak isteyebileceğini, kahramanının ağzından vurgulamak ister.

Romandaki en absürd şey, daha doğrusu absürdlüğü vurguladığı olay, kahramanın hiçbir geçerli sebebi yokken  birini öldürmesidir.

Mahkemede de işlediği suçtan ziyade, roman boyunca topluma olan yabancılığından dolayı idam edilir.

Roman saçmalıklarla doludur ve kahraman bize oldukça saçma görünür. Meursault’un saçma içinde kalmasının ya da görünmesinin nedeni toplumun değer yargıları ile yargılanmasıdır. Aslında saçma olan Meursault değildir; o sadece  saçmayı yaşar.

Mesela romandaki birkaç saçmalık:

Kahramanın, annesinin ölümü üzerine aldığı telgrafa soğukkanlılıkla yaklaşması,

annesinin yaşını bilmemesi,

cenaze başında kahve ve sigara ile keyif yapması,

annesinin ölmemesi durumunda gezip eğlenmeyi hayal etmesi,

yerde yatan cesede dört el daha ateş etmesi,

savcının, annesinin ölümündeki tavrını cinayeti işlediğine dair delil göstermesi,

annesinin cenazesindeki tutumuna dayanarak idama mahkum edilmesi…

baskaldiran insan.indd
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

Albert Camus’ye ait diğer deneme kitabı, Başkaldıran İnsan ’dır.
Absürde karşı intiharı ve Tanrı’ya sığınmayı reddettikten sonra, başkaldırmayı sunar bu kitabında.

Yalnız bu deneme, Stalin ve Hitler zamanında yazılmıştır. Ve yazar Başkaldıran İnsan demekle neyi kastettiğini, yanlış anlaşılmaması için ayrıntılı bir şekilde açıklamak zorunda kalmıştır.
Aslında ne olduğundan çok ne olmadığını açıklamıştır.

Camus’ye göre başkaldırmak, dünyayı kurtarma vaatleriyle ortaya çıkıp geçici bir süre olduğunu iddia ederek insanları katletmek değildir.

Kitabında ise insanın kendi kuracağı bir adalet sistemine, özgürlüklere ve insan haklarına adanmış bir insanı anlatır.

Yabancı adlı romanı nasıl Sisifos Söyleni ’nindeki düşüncelerin kurgusu ise Başkaldıran İnsan‘ın romana dönüşmüş hali de Veba‘dır.

Veba
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Alegorik bir romandır Veba; çünkü ‘veba‘ ile yaşamda karşımıza çıkan saçma ve hiçbir zaman anlamlandıramadığımız olaylar simgelenmiştir.

Roman şöyle gelişir: Acımasız bir veba, kenti kasıp kavurmaktadır.
Kente giriş çıkışlar yasaklanmıştır. Bu duruma çözüm olarak iki şey sunulur ve yazar felsefesini burada kurar.

İlk çözüm : Kentin pederi insanlara; vebanın işledikleri suçlardan ötürü Tanrı tarafından gönderilmiş bir ceza olduğunu, tek yapılması gerekenin avuçlarını açıp günahlarını affetmesi için Tanrı’ya yalvarmak olduğunu söyler.
(Bu çözüm yazara kesinlikle terstir, bir kere absürdün bilincinde olan bir insanın yapabileceği bir şey değildir.)

İkinci çözüm : Dr. Rieux ve bir grup arkadaşı, her ne kadar yıkıcı olsa da vebayla savaşılması gerektiği düşüncesindedirler ve eninde sonunda bu hastalığı def edeceklerini söylerler.
(Yazarın Başkaldıran İnsan ’da bahsettiği insan da böyledir.)

Veba kenti terk ettiğinde ise akıl ve bilim, peder ve onun gibi düşünenlere karşı savaşı kazanmış olur.

Bu romanla yazar, daha önce karşı çıktığı intiharın ve Tanrı’ya sığınmanın yerine ne koyduğunu da gösteriyor bize.

 

1,311 total views, 8 views today

Author: Esen Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. varoluşu ve saçma düşünüşü duyumsamak ve kuşatmak için postyapısal felsefeyide anlamak gerektiğini düşünüyorum, an’ı yarıp an içinde sonsuzu görmek ama sonsuzu andan ibaret olduğunu sanmamak, bu alegorik anlarda kafa seyehatleri edebilmek. bu giriş çıkışlar esnasında insan kendi bilincine yeterince yabancılaşabilirse bu yabancılaşmalar sonucunda varoluşunu dışarıdan gözlemleyebilecektir.

    Post a Reply

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This