Ekberiyet Sistemi

Ekberiyet sistemi ya da Ekber-Erşed ya da Ekber-erşet Sistemi olarak bilinen Osmanlı devlet yönetiminin devri ile ilgili olarak uygulanan sistemdir. Ekber, Arapça kökenli bir kelimedir ve “büyük, ulu” anlamına gelir. Ekberiyet ise Osmanlılarda kullanılan bir terimdir ve tahta en büyük olanın geçtiği sistemin adıdır. “Seniorat” yani ekberiyet sistemine geçiş tamamen devletin bekâsı ve bir diğer yönüyle de egemenliğin kayıtsız şartsız bir aileye değil, bir şahsa geçmesi amacını güden bir sistemdir. En yaşlı ve en akıllı olan tahta geçiyor bu sisteme göre. Devleti en iyi idare edebilecek olan idare ediyor. Devleti yönetmek bir sıra meselesi değil, bilgi birikim meselesi olmalı diyor bu sistem yani.

ekberiyet-sistemi-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Bu sistemin temelinde aslen İslâm hukuku vardır. Egemenliğin bölünemezliği kaidesine uygun bir devlet yönetimi güdülmek istenmiştir. Ekberiyet Sistemi ya da Ekber-Erşet sistemi, Padişah I. Ahmed zamanından itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

I. Ahmet 1603 yılında tahta, henüz çocuk sayılabilecek bir yaşta çıkmıştır. 13 yaşındaydı onu da söyleyeyim. O sırada hayatta olan tek kardeşi şehzade Mustafa’dır. I. Ahmet, Fatih Sultan Mehmet’in kardeş katline cevaz veren hükmüne bağlı olarak kardeşini öldürtmek ister; ancak padişahın çocuğu olmadan ölmesi durumunda tahta çıkacak kimsenin kalmayacağından endişe eden devlet ileri gelenleri, henüz hanedanın ve devletin geleceği garanti altında olmadığından buna engel olmuşlardır. Burada hemen şunu da belirtelim bu vakte kadar Osmanlı’da taht en büyük oğula geçiyordu. Tabii bu kardeş katli meselesinden ötürü de aslında kim erken davranıp diğer kardeşleri öldürtmeyi başarırsa o geçiyordu tahta. Konuya döner isek; çocukları olduğu zaman I. Ahmet, şehzade Mustafa’yı yine öldürtmek istediyse de devlet erkanı bu defa da Mustafa’nın akılca zayıf olduğunu ve herhangi bir nifak çıkaramayacağını söyleyerek katline engel olmuştur.

ekberiyet_sistemi
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

1617 yılında Sultan Ahmet genç yaşta ölünce, çocukları henüz çok küçük olduğu için kardeşi Mustafa tahta çıkmıştır. Böylece padişahların hanedan ailesinin en yaşlı erkek üyeleri arasından seçilmesi geleneği olan “ekberiyet sistemi” denilen usulün ilk adımı resmi olarak atılmıştır.

Bu olayın ardından konuya daha kalıcı bir çözüm getirmenin gerekliliği düşünülmüş anlaşılan. Bu olay, Osmanlı Devleti’nde egemenliğin bölünebilirliği anlayışından İslam hukukundaki egemenliğin bölünmezliği prensibine geçilişinin yolunun açılmasıdır. İyidir, kötüdür orasını tarihçiler belirlesin, ben orasını bilmem. Yapılan ise şudur; devlette hükümdarın şahsi egemenliğine ortak olabilecek hiç kimse kalmaması yönünde bir görüş yerleşmiştir.

Sistemi daha net anlayabilmeniz için şöyle diyeyim, en büyük oğul değil, tahtın varisi olan en büyük yaştaki kimse geçiyor tahta. Yani padişahın ölümünün ardından sıra oğluna değil de kardeşine geçebiliyor bu sisteme göre.  En büyük oğulun tahta geçmesi sistemi ise “primogenitur sistemi”dir. Hatta Abdülmecid ve Abdülaziz bu sisteme geri dönmek istemişlerdir ama başaramamışlardır.

Ekberiyet sistemine geçiş öyle kolayca olmamış. Biraz kanlı bile olmuş hatta bu geçiş dönemi. II. Osman ve IV. Murat bazı kardeşlerini bu sisteme rağmen öldürtmüşlerdir. Ancak geçiş dönemi sonunda ekberiyet sistemi iyice yerleşmiş, Abdülmecid ve Abdülaziz’in “primogenitur sistemine” yani en büyük oğlun hükümdar olması gerektiğini savunarak, geri dönmeye çaba göstermiştir. Ancak başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Nihayet 23 Aralık 1876 tarihinde ilân edilen Kanun-i Esasi’nin 3. maddesinde de “ekberiyet usulü” yazmasıyla, yazılı hukuk kuralı haline gelmiştir.

Şöyle dönüp geriye baktığımızda resmiyete dökülmesinin ardından çok da uzun ömürlü olmamıştır aslında ama neyse…

 

Diğer bir konu var ki o da Ekberiyet Sistemi yani Ekber-Erşet sisteminin yürürlüğe girmesiyle ortaya çıkan Kafes Usûlü. Kafes Usûlü uyarınca şehzadelerin sancağa çıkması sonlandırıldı. Göz önünde, göz hapsinde olmaları gerekiyordu. Katledilmiyorlar ama sancağa da çıkamıyor, bir nevi esir hayatı yaşıyorlardı. Bu hayat tarzı Osmanlı Şehzadelerinin hem yöneticilik becerilerini kısıtladı hem de psikolojilerini bozdu. Bütün lükslerin içinde, bütün o şaşanın içinde birer tutsak olarak yaşıyorlar, ne bir ordu yönetiyor ne bir devlet meselesiyle ilgileniyorlardı. Belki de bu yönüyle Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırmış bir sistemdir. Çünkü bu kafeslerde tutulan şehzadelerden birçoğu vakti gelince tahta çıktılar. Hiçbir deneyimleri olmaksızın koskaca Devlet-i Ali’nin başına geçtiler. Çoğunlukla da kötü yönetimler gösterdiler.

 

 

3,239 total views, 12 views today

Author: Sıtkı Cyril Mac

Share This Post On

1 Comment

  1. Çok güzel anlaşılır olmuş yazı

    Post a Reply

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This