Devam Eden 25 Drama Dizisi

Drama dizilerini sevenler için, toplamda 25 diziyi güzel güzel raporladım. Umarım ilginizi çeker. Başlamadan önce şu konuya dikkat çekmek isterim ki; bu listeye halen devam etmekte olan dizileri koydum. Meselâ Mad Men sırf bu yüzden bu listede yok! Anlayacağınız tüm zamanların en iyi dramalarını yazdığım bir liste değil, halen devam eden, bana göre en iyi drama dizileri. Diğer yandan, listede hiç Sci-fi, distopik ya da fantastik dizi yok. Normalde onlar da uluslararası yarışmalarda drama kategorisinde değerlendiriliyorlar, ancak onun için başka bir liste hazırlayabileceğimi düşünerek, bu listeye saf dramaları koydum.

Biliyorum, biliyorum: “O dizi de falanca numarada olacak dizi mi? ya da “şu diziyi nasıl eklemezsin?” gibi sorularınız olabilir. “Siz falanca diziyi falanca numaraya alıp ötekini de o falancanın yerine koyardınız aslında” değil mi? Evet öyle de olabilirdi haklısınız ama yazıyı ben yazdım. Sıralamalardan da çok memnun değilim, oldukça zorlandım, “bunu kaça koyayım, bu kaçta olsun” falan diye. Sonra baktım olmuyor, “sıradan yazayım işte şunları, olsun bitsin” dedim. Daha farklı olabilirdi, meselâ; son beş sıradakiler “hariç” diğer tümü ilk beş sırada olabilirdi.

Burada gerçekten çok farklı tarzda diziler var. Ben sinema hususunda oldukça geniş yelpazeye sahip birisiyim, bu yüzden tarihi bir dramanın yanında, 2015 model bir polisiye var. Bir sürü dönem draması var listede, 8. yüzyılda geçeni de, 1980’lerde geçeni de. Evet süper kahramanlar yok, evet fantastik ve bilimkurgular da yok. Bu yüzden Sense8 listede yer almıyor ya da Game Of Thrones.

Liste böyle! Benim izlediğim diziler arasından seçtiklerim bunlar. Ayrıca ben dizileri IMDb puanlarına göre yargılamam, izleyip ona göre kararımı veririm. Piyasa çıkan hemen hemen her diziyi en azından ilk bölümlerini izlemiş birisi olarak bu yazıyı kaleme aldım. Umarım içlerinden henüz keşfetmediğiniz güzel bir veya daha fazlasını bulur ve bu yazıyı okumak için ayırdığınız vakitten bir kazanım elde etmiş olursunuz.



25 – Ballers

Topçuların dünyasına bir bakış atıyoruz. 30 dakikalık dizi, Amerika Birleşik Devletleri’nin en çok izleyici çeken sporuna yani Amerikan Futboluna içeriden bir bakış atıyor. Dizi, ergen sayılabilecek yaşlarda multimilyoner olan futbolcuların dünyasında emekli bir süperstar olan Spencer Strasmore (Dwayne Johnson) ve iş ortağı Joe’nun bu genç milyonerlerin finansal danışmanlıklarını yapmalarını konu alıyor. Anlayacağınız sporun, daha doğrusu sporcunun ekonomisini izliyoruz, ancak hiç sıkıcı değil, aksine eğlenceli. Dizinin ilk sezonu 10 bölümden oluşuyor ve ikinci sezon onayını da aldı.

ballers-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



24 – Empire

Sokaklarda uyuşturucu satarken, ülkenin en ünlü rap yıldızı ve prodüktörü olan Lucious Lion’ın (Terrence Howard) ve ailesinin hikâyesini anlatıyor dizi. Hikâye Amerika’da müzik piyasasının devlerinden olan birkaç kişinin gerçek hikâyesi ile acayip benzerlik taşıyor. Karakterler tıpatıp aynı değil ama nereden/kimlerden esinlenildiği belli!

Lucious Lion’ın kurduğu yapım şirketinin adı Empire. Dizide iyi bir kadro ve gerçek hayatta müzisyen olan karakterler yer alıyor. Dizinin müziklerinde Timbaland imzası var ki, bu da diziyi müzikal anlamda belli bir yere getiriyor. Amerika’nın en çok izlenilen dizilerinden ve kendi saatinde lider. Çekimleri sinematik değil, aksine sanki Project Runway veya American Idol finali izler gibi hissediyorsunuz kendinizi. Dizinin bu kadar tutmasındaki sebep sanırım bu. Bir dizi film değil, tam bir varyete şov izliyor gibisiniz. Yüksek ISO’lar, patlayan ışıklar, çok aydınlık mekânlarda yapılan çekimler tam varyete şovu gibi.

empire_
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



23 – Vikings

vikings_
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Listeye History Channel’dan dahil olan tek dizi Vikings oldu. İlk sezonuyla ortalığı kasıp kavuran, ardından gelen 2. ve 3. sezonlarda hep ilkini aratan dizinin 4. sezonu 2016 yılının ilk aylarında gösterimde olacak.

Yaratıcısı Michael Hirst olan dizi, kuzeyde, Baltık Denizi’nin doğu kıyılarında bir yerde 793 yılında başlayan bir hikayeyi anlatıyor. Bu tabiki Vikinglerin hikayesi. Norveç’in Kattagat adlı küçücük bir yerleşim yerinde başlayan hikaye, küçük bir yağmacı viking topluluğunun hikâyesi olarak başlasa da bir destana dönüşüyor.

History Channel dizisi diye hemen akla belgesel gelmesin, oldukça sağlam ve tüm bir Viking literatürünü çok iyi bir sinematografi ve başarılı oyunculuk performanslarıyla yansıtıyor. Dizi boyunca Kuzeyin tanrılarını, destanlarını, Odin, Thor, Ymir, Yggdrasill, Niefelheim, Fenrir ve aklınıza kuzeyle ilgili gelen her ne varsa, hepsini taşıyor ekranınıza. İçerik manyel vermeden anlatabileceğim daha fazla bir şey yok. O yüzden izlemenizi tavsiye ediyorum sadece.

 



22 – Bloodline

60 dakikalık 13 bölümden oluşan dizi. Netflix, dizinin ikinci sezonuna onay verdi. 2016 yılının başlarında yayında olacak.

Rayburn Ailesi’ne ait olan otelin kuruluşunun 40. yıldönümünde büyük oğulları eve geri döner ve tüm ailenin geçmişiyle yüzleşmesini konu alan bir dram başlar. Orta karar aksiyonun yanında, aile içi “ağır şiddet” ve bundan doğan dramı izleyeceksiniz.

bloodline
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



21 – Mozart in The Jungle

Amazon için hazırlanan 29 dakikalık, içinden klasik müzik – uyuşturucu – şehvet fışkıran bir komedi drama dizisi. İyi bir oyuncu kadrosundan, oldukça iyi bir dizi. Kesinlikle farklı bir alternatif sunuyor. Görsel temaşanın dışında, kulaklarınızı da bayram ettirecek, Mozart ile Gustavo Dudamel’in karışımı bir baş karakterle yürüyen 10 bölümlük bir ziyafet. İkinci sezon onayını aldı, ancak bunun için 2016 yılını beklemeniz gerekecek.

mozart-in-the-Jungle
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



20 – The Missing

2. sezonu 15 Kasım 2015 tarihinde başlayacak olan BBC One drama dizisi. Yazıyı paylaşmadan hemen önce izlemeye başladım bu diziyi. Sırf bu yüzden yazıyı 2-3 gün beklettim. Dizinin 2. sezonu şöyle dursun, ilk sezonun sonundan anlayabildiğimiz kadarıyla 3. sezonu bile olabilir.

Dizi, adından da anlayacağınız gibi bir “kayıp” olayını konu alıyor. Tony ve Emily Hughes çifti, 5 yaşındaki erkek çocukları Oliver ile tatil için Fransa’ya giderler. Derken araçlarının Châlons-du-Bois kasabası yakınlarında arıza yapması üzerine iki günlüğüne orada konaklamak zorunda kalırlar ve Oliver ortadan kaybolur! İzleyici diziye 2014 yılında başlar aradaki 8 yılda çok şey olmuştur. Dizi ilerledikçe hikâye daha netleşir ve 8 yıl aradan sonra Oliver’e ne olduğunu bulmaya gerçekten çok yaklaşılmıştır.

Diziyi büyük bir beğeni ile izledim ve tavsiye ederim. Bu arada Châlons-du-Bois diye bir kasaba yok, bu isim tamamen kurgu. Dizinin çekildiği yer ise Belçika’nın Valon Bölgesi’nde Ville de’Huy adlı küçük kasaba/köy. Gerçek ismini kullanıp sanırım o yöreye zarar vermek istememişler.

the-missing
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



19 – Poldark

Güneybatı İngiltere’ye Cornwall’a, biraz da gerilere gidiyoruz ve BBC One’ın yeni drama dizisi Poldark’a bakıyoruz. Winston Graham’ın The Poldark adı verilen, 13 romandan oluşan serisinin uyarlama senaryoyla dizileştirilmesi, gerçekten müthiş bir sonuç vermiş. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın bitimiyle (1783) başlıyor dizi. Olaya Büyük Britanya cenahından kısa bir bakış atıyor ve aslen o yılların gelişmekte olan maden sektörüne, emekleyen sektörün emekçilerinin neredeyse acınası yaşamlarına bakıyoruz. Tabii burada Ross Poldark’ın müthiş hikâyesi ile karşılaşıyoruz. Kesinlikle güzel bir drama.

poldark
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



18 – Happy Valley

İngiltere’nin ismini az duyduğumuz yerlerinden birisi olan Halifax’da geçen bir polisiye. BBC One için çekilen dizinin ilk sezonu oldukça başarılıydı ve ikinci sezon onayını aldı. “Güçlü bir senaryo, iyi oyuncu kadrosu, iyi görüntü yönetmeni ve küçük bir bütçe ile nasıl iyi dizi film çekilir?” dersi veriliyor resmen. 6 bölüm ve 55 dakika ortalama süreyle, toplamda 330 dakikalık bir ziyafet sizi bekliyor. Polisiyeye Halifax’tan yeni bir yorum getiriliyor resmen!

happy-valley-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 



17 – The Good Wife

4 Ekim 2015 tarihinde 7. sezonunun açılışını yapacak olan diziyi, başladığı günden bu yana ilgiyle takip ediyorum. Amerikan hukukunun hem verandasına, hem de arka bahçesine “iyi bir eş” olan kadının, yani Alicia Florrick’in (Julianna Marqulies) gözünden bakıyoruz. Bunu yaparken, hukukun yanında, siyasette işlerin nasıl yürüdüğünü de görüyoruz, tabii bir de aşk var!

the-good-wife
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



16 – House of Cards

Amerikan siyasetine 60 milyon USD bütçe ile bakıyoruz. Bu sadece ilk sezonun bütçesi. Bir dizi için oldukça yüksek bir bütçe ama ortaya çok kaliteli bir yapım çıkmış.

Kevin Spacey, Michael Gill, Robin Wright’ın baş rollerini aldığı 2013 yılında başlayan dizinin, yönetmenlik ve prodüktörlüğünü David Fincher’ın üstlendiğini belirtelim. Ayrıca yardımcı prodüktörler arasında Kevin Spacey de yer alıyor. Dizi, Netflix’in 2013 tarihine kadar olan süre içerisindeki en büyük yatırımı olarak görünüyordu. Halen Netflix’in en önemli -süper kahraman içermeyen- yapımı diyebiliriz.

4. Sezonu 2016’nın ilk aylarında yayında olacak. Konusundan biraz bahsedecek olursak; Amerikan siyasetinin en üst kademelerde nasıl geliştiğini, güncel ve gerçek olayların siyasete etkilerini irdeleyen bir dizi. Beyaz Saray’a giden merdivenleri çıkarken, kimlerin eli tutuluyor, kimler, kimleri sırtında taşıyor, onu anlatıyor. Hepsinden önemlisi de aslında Amerikan siyasetçisi ne yer, ne içer, nerede yaşar, ne düşünür, kimle, nasıl sevişir ona bakacağız sanırım.

house-of-cards-1
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



15 – The Americans

80’lerde çekilmiş gibi duran bir 2013 yapımı. Soğuk Savaş yıllarına gidiyor, o dönemin kamera ve mercekleriyle günümüzün teknolojisi kullanılarak çekilmiş bir diziye bakıyoruz. Konu Soğuk Savaş, aktörler de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri. Mevzu ise bambaşka! Soğuk Savaş’ın en can alıcı noktalarına, önemli olaylarına bakış atıyoruz. Gerçekte yaşanmış olayların yakınlarından geçiyoruz sinematik bir anlatımla.

Çoğunluğu 80’lerde geçen dizi film. Müthiş bir 80’ler etkisi var. Müzikler, saçlar, kıyafetler ve tabii soğuk savaş… Plot bölümü 70 dakikaya yakın. İlk önce biraz ağır gidiyor, sonra biraz daha gaza basılıyor. Giderek daha çok hikâyenin içine çekiliyorsunuz.

Dizinin konusundan çok azıcık bahsedeyim:
Amerikalı evli bir çift, aslında Amerikalı değil Rus’turlar ve ayrıca KGB ajanıdırlar. Soğuk Savaş’ın doruk noktasında olduğu yıllarda, ülkelerini seven, çocuklarını Amerikan rüyası ile büyüten iki sıradan safkan Komünist ile karşı karşıyayız.

Benim gibi 80’lerde ergen ya da genç zamanlarını yaşayanlar için, oldukça fazla mesaj içeriyor. Phil Collins’in In The Air Tonight şarkısı çalındığında bir acayip oldum. Dizinin her bölümünde döneme damgasını vurmuş grupların şarkıları kullanılıyor. İzledikçe fark edeceksiniz.

Dizi için masraftan kaçılmamış. Telif hakkı ödemekten çekinmemişler şarkılar için. Çekimlerinde 60’lara geri dönüşler yapılmış ki; bu da farklı lensler, farklı kameralar kullanma gereği doğurmuş. Zaten genelde 80’lerin havasını verebilmek için, o dönemin kameraları kullanılmış. Arri Alexa, Zeiss Master Prime, Standard Speed, Cooke Varotal ve Fujinon Alura Lenslerini kullanmışlar.

Diziyi tavsiye ederim.

the-americans_
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



14 – Hell on Wheels

5. ve son sezonu 2016’nın yaz aylarında sona erecek olan dizi. Sezonun 7 bölümlük ilk kısmı 18 Temmuz 2015 tarihinde başlayıp 29 Ağustos 2015 tarihinde tamamlandı.

Amerika Birleşik Devletleri’ne bugünkü şeklini veren şey, belki de tüm ülkeyi birbirine bağlayan demiryolu hattının inşa edilmesiydi. Konumuz o demiryolunun nasıl yapıldığı. Kahramanımız Cullen Bohannan, iç savaştan sağ çıkmış güneyli bir subaydır ve demiryolunun inşasına -tabir yerindeyse- baş koymuştur. Amerika’yı Amerika yapan değerlerin nelerin üstüne inşa edildiğine bakacağız kısacası.

Hell_on_wheels
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



13 – Better Call Saul

Spin-off’ların en güzeli. Walter White‘ın yokluğunda içimiz buruk olsa da, Better Call Saul bize tatlı tatlı anılarla iyi geldi. Breaking Bad’in cevvâl ve elleri bir hayli kirli avukatı Saul Goodman’ın, Jimmy McGill iken nasıl Saul Goodman olduğunu öğrenmeye gidiyoruz. Hem de taa en baştan. Sezonlar ilerledikçe belki Heisenberg bile görünür ekranda, ne dersiniz?

better-call-saul
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



12 – Fortitude

Oldukça farklı bir konuya sahip, çok kaliteli bir dizi. 47 dakikalık 12 bölümden oluşuyor. Sky Atlantic’in diziye ikinci sezon onayı verdiğini ve 2016 yılında yayında olacağını da belirteyim.

Norveç’in yönetiminde Arktik bölgede bulunan Fortitude adlı adada geçiyor. Hayır, hayır böyle bir yer gerçekte yok. Gerçekte olan yer Svalbard, ama senaryoda böylesi bir isim konulmuş bölgeye. İlginç ve gizemli bir cinayetle başlıyor. Tarih öncesi bir mûsibet, sadece yüz yıldır insanların yaşadığı bu adanın, tarih boyunca ilk cinayet vakasıyla karşı karşıya gelmesine sebep oluyor. Cinayet, gizemli ögelerle sarmalanmış, tam bir muamma.

Dizinin tamamını izlemiş benim gibi birinin, okuyucuya hiç ipucu vermeden ana hatlarıyla tanıtması bu kadar oluyor.   Dileyenler Fortitude başlığında daha ayrıntılı şekilde yazılmış olan tanıtımı inceleyebilirler.

fortitude
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



11 – Narcos

“Ben Pablo Emilio Escobar Gaviria! Her yerde gözüm vardır! Bu da benden habersiz parmağınızı dahi kıpırdatamayacağınız anlamına geliyor, anladınız mı? Parmağınızı bile! Bir gün Kolombiya’nın başkanı olacağım! Yaşam için anlaşmalar yaparım.”

İşte dizinin hikâyesi budur. Netflix’in 2015 yılının son çeyreğine sıkıştırdığı bombası olarak görüyoruz şimdilik! Şimdilik dedim, çünkü daha son çeyrek bitmedi. Bu dizide dünyanın bilinen en büyük uyuşturucu üreticisi ve kaçakçısı Pablo Escobar’ın hayatının, dünyayı ilgilendiren kısmını Amerikalı bir DEA ajanının anlatımından dinliyoruz. Yukarıda verdiğim konuşma sanırım dizinin ilk bölümünün 15. dakikasında falan geçiyor. İşte o zamana kadar izleyip izlememe hususunda ikna olmadıysanız, o anda oluyorsunuz!

Bu arada Netflix’in diziyi 28 Ağustos 2015 tarihinde her zamanki gibi tüm sezonunu aynı gün yayına sunduğunu belirtmek gerek ve yanı sıra şunu da eklememek olmaz; 3 Eylül 2015’te dizinin yeni sezonuna onay verdiler. Bu Netflix için bile gerçekten hiper hızlı bir sezon onayı sayılır.

Dizinin ilerleyen bölümlerinde karşılaşacağınız “kötü adamların her defasında şanslı olmaları gerekir, oysa iyi adamların, yalnızca bir kez şansları yaver giderse yeterli olur!” şeklindeki söz, Pablo Escobar ve Narcos hakkında size çok şey ifade edecek.

narcos
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



10 – Halt and Catch Fire

İlk iki sezonunu tamamlayan ve şu günlerde AMC ile 3. sezon için anlaşma sağlamış olan dizi kesinlikle çok güzel bir dönem draması. Dizinin 3. sezonu, 5 Haziran 2016  tarihinde yayında olacak. İzleyiciyi bilgisayar teknolojisinin software ve hardware kısmının birlikte yeşerdiği günlere, yani 81 yılına götürüyor ve 80’lerin yarısında kadar olan bir döneme konuk ediyor ilk iki sezonda.

Süper kahramanlar, çok iyi dövüşenler, müthiş sevişen acayip vücutlu hatunlar ya da adamlar yok. Bu dizideki karakterlerin en kaslı yerleri beyinleri. Dizinin aksiyonu oradan geliyor ya da gelmiyor! Diziyi izlerken; tarihin ilk laptopu, ilk online sohbet odası, ilk online rpg oyunu, ilk anti-virüs programı gibi şeylerin yaratım aşamasına tanık olacaksınız. Bunlar sadece ilk aklıma gelenler, daha birçok şey var. Girişimcilik ile yaratıcı zekânın karşı konulmaz aşkı ve savaşını izleyeceğiz.

halt-and-catch-fire_
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



9 – The Knick

1900 yılına gidiyoruz ama Bertolucci’nin İtalya’sına değil, Amerika’ya. Amerika’da modern tıbbın ve cerrahinin doğuşuna tanıklık ediyoruz. Dizi aslında Johns Hopkins’in kurucuları olan William Henry Welch, cerrah William Stewart Halsted, dahiliyeci William Osler, ve jinekolog Howard Atwood Kelly gibi, gerçek kişilerden esinlenerek yaratılmış karakterleri ekrana taşıyor. Dizinin konusu, bu karakterlerin, New York’daki Knickerbocker Hastanesi içerisinde yeni cerrahi tekniklerini uygulamalarıyla ve -deyim yerindeyse- tıp dünyasında çığır açmalarıyla ilgili. Karakterlerin senaryoda gerçek isimleriyle yer almaması, diziyi ilginç hale getirmek için mi yoksa Johns Hopkins Üniversitesi ve Hastanesi’nin imajlarına zarar vereceği endişesinden mi bilinmez. Biz aslında bir miktar tarihsel ve karaktersel kayma/saptırma ile Johns Hopkins’in kuruluş hikâyesini Knickerbocker Hastanesi’nden izliyoruz.

 

theknick-1
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



8 – Mr. Robot

“Gelecek devrim”, sanırım Mr. Robot’ta anlatılan gibi bir şey olacak, ama onun da zorlukları var!

45 dakikalık 10 bölümden oluşan suç ve drama dizisi. 2. sezon onayını, dizinin pilot bölümünün yayınlandığı gecenin sabahı aldı. USA Network, 2016 yılının yaz aylarında, 2. sezonun yayında olacağını duyurdu, ancak tam olarak takvimi açıklamadılar. Şimdilik sezonun en çok ses getiren yapımları arasında diyebilirim.

Dizide çok tanıdık bir şeyler var. O tanıdık şeyi yazarsam izlemeyenler için bütün büyüsü kaçacak, o yüzden yaz(a)mıyorum. Hadi hiçbir şey yazmadan size diziyi tanıtmaya çalışayım, bakalım ne ölçüde başarı sağlayacağım.

Dünyayı kasıp kavuran iki filmden esintiler var ama adlarını burada yazmayacağım, dedim ya büyüsü bozulmasın.

Kahramanımız Elliot Alderson, sosyal iletişim bozukluğu olan genç bir yazılım uzmanıdır. Gündüzleri, önemli bir e-güvenlik şirketinde, önemsiz bir eleman olarak çalışmaktadır, geceleri ise hackerlık yapmaktadır.

Alderson, insanları, dünyanın süregelen düzenini oldukça saçma ve hatta kusulası bulmakta, benzer şekilde kendisi için de aynı duyguları beslemektedir. Bir devrim yapılmalıdır, düzen değişmelidir, “şiirsel terörizm” sahne almalıdır. Zaten öyle de olur! Devrim ise biraz zaman istiyor, o uğraş gerektiren bir iş!

He bir de “Fuck Society” var ki, o da dizinin başlangıç sloganıdır, onu vermesek olmazdı!

Bir şey anladınız mı?

“Hayır” diyor olabilirsiniz ki; bu iyi bir şey. Diziyi izleyin, ne kadar güzel olduğunu ilk tiradın ardından, yani 5. dakikada anlayacaksınız. Bu yüzden dizi hakkında daha fazla methiye düzmeye gerek yok, kanımca. İyi seyirler.

mr.-robot
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



7 – The Fall

 

Kuzey İrlanda usulü bir polisiye izlemeye ne dersiniz? Siz ne dersiniz bilmem ama ben, izlemeye başladığım ilk bölümden itibaren vurulmuş durumdayım. Çok iyi bir oyuncu kadrosu var. Kuzey İrlanda’da olduğunuzu anlayasınız diye ışık ayarı yapmışlar sanki. Renkler çok iyi kullanılmış, yani kendine has bir dokusu ve ışığı var. Kuzey İrlanda’da, Belfast’ta geçiyor, böyle olunca da biraz sert ve keskin oluyor işler. Hataya yer yok.

Ana karakterler, Gillian Anderson’un canlandırdığı dedektif Stella Gibson ve Jamie Dornan’ın canlandırdığı seri katil Paul Spector. Performansları mükemmel. Çekimleri oldukça sinematik görüntüler sunuyor. Bu başarılı renk ve ışık için de görüntü yönetmenini tebrik etmek gerekiyor. Sinematik olarak mükemmel bir iş çıkartılmış diyebilirim. Konusu da oldukça sürükleyici. Bu yönleriyle izlemeye değer bir drama. Bir de Gillian Anderson’ın bu role cuk oturduğunu ve böylesi dominant bir karakteri çok iyi canlandırdığını düşünüyorum.

Dizinin 3. sezonu 2016 yılı içerisinde yayınlanacak, halen çekimleri devam ediyor.

Jamie Dornan and Gillian Anderson in The Fall
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

6 – Peaky Blinders

 

Büyük Britanya’nın 1920’li yıllarına gidiyoruz bu defa. Britanya’nın gördüğü en azılı haydutların başında gelen Peaky Blinders çetesinin hikâyesini izleyeceksiniz.

2013 yılında başlayan 60 dakikalık BBC Two dizisi. Sezon başına birer saatlik 6 bölümden toplam 12 bölüm, yani kısacası tamı tamına 12 saatlik bir ziyafet sizi bekliyor. Üçüncü sezonu da çok yakın bir zamanda; 6 Kasım 2015’te başlayacak idi! Fakat çekimlere başlanamadığı için, programın gerisinde kalındı. Bu yüzden şimdilik dizi 2016 yılında bir vakit yayına girecek ama ne vakit henüz belli değil!

Dünya çapında başarıya ulaşan dizi, Amerika’da en çok izlenilen yabancı TV showlarından birisi. Üç sezon olarak plânlanan dizinin 4. sezon için de Netflix ile anlaştığı haberini verelim. 4. Sezon, dizinin ilk sezonundan daha öncesini anlatacakmış. Buna bir nevi uzatma sezonu da diyebiliriz.

Steven Knight’ın yarattığı ve haliyle baş senarist olduğu dizinin, başlıca oyuncuları Cillian Murphy, Sam Neill, Paul Anderson. İkinci sezonda diziye Tom Hardy de katılıyor.

Peaky Blinders, 1919 yılında Birmingham’da başlıyor. Dizinin adı gerçekte de İngiltere’de en aktif gangster çetesi olan Peaky Blinders’tan geliyor. Senaryosunda Peaky Blinders üyelerinin hikâyelerinden esintiler, o dönemde yaşanmış gerçek olaylardan izler olsa da karakterlerin bazıları kurgu ve bazı karakterler de gerçeğinden daha fazla sinematikleştirilmiş. Her ne kadar gerçek Peaky Blinders hikâyesini anlatmıyor olsa da, gene de onlar üzerinden seyir zevki yüksek bir dizi yaratılmış.

Dizinin güzelliğini arttıran bir başka konu da müzikleri. Nick Cave imzası taşıyor. Jenerik müziği Nick Cave & The Bad Seeds – Red Right Hand şarkısı gibi, daha birçok Nick Cave şarkısı süslüyor sahnelerin altını.

Peaky Blinders, Birmingham’da yaşayan İrlanda Çingesi bir ailenin, yani Shelby kardeşlerin çetesinin adıdır. Shelby kardeşler boy boydur. En büyük kardeş Arthur olmasına rağmen, aile reisi daha dirayetli ve zeki olan Thomas Shelby’dir. Ailenin maliye bakanı Polly Hala’dır. Diğer kardeşler John, Ada, Finn… Aile baştan aşağı karizma. Herkes ayrı deli, ayrı arıza.

Tüm bunların yanında 1919 yılında başlayan dizide, 1918’de biten 1. Dünya Savaşı’ndan fiziksel olarak tek parça çıkmış olan Arthur ve Thomas Shelby kardeşler, mental olarak biraz parçalı bulutludurlar. Özellikle Thomas Shelby, halen ruhen o savaştadır. Baş karakter Thomas Shelby, sürekli 1916 yılındaki Somme Savaşı’ndan sahneleri hatırlar. Bütün kâbuslarında, o savaşta kazdıkları istihkâm tünelinde bulur kendisini. Dizi, bu yönüyle tarihsel olaylara da el atacağının sinyalini veriyor en baştan.

Peaky Blinders çetesinin başlıca ilgi alanları; koruma karşılığı haraç almak, içki ve sigara kaçakçılığı, ayrıca her çeşit hırsızlık organizasyonu. Dizinin başlangıcından itibaren, çetemiz de gelişime açık bir halde. Büyüme sancıları var, büyüyecekler, büyümenin getirdiği sancılardan bol bol nasiplenecekler.

Dizide Winston Churchill, henüz Başbakan değil de Savaş Bakanlığı (Secretary of State for War) ve Hava Kuvvetleri Bakanlığı ( Secretary of State for Air) görevlerini birlikte yürütür iken sahne alıyor. Tüm mesele de onun mühim bir iç güvenlik olayını çözmesi için görevlendirdiği Müfettiş Chester Campbell’ın yolunun, Peaky Blinders ile kesişmesi.

Dizi Birmingham’da geçse de karakterler İrlanda kökenli olunca, bir de işin içine her türden kaçakçılık olayı girince, İrlanda’nın tarihinde önemli yer tutan bir sürü şeyle karşılaşıyorsunuz. Red Hand of Ulster, Sinn Fein, Uí Néill, Kırmızı el, Kırmızı El Zafere!, Fine Gael, Ulster Defence Association, IRA gibi unsurlara değiniliyor, en azından yanından geçileyor dizi boyunca.

peaky-blinders-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



5 – Bron/Broen

İsveç televizyonu SVT 1 ve Danimarka televizyonu DR 1 için üretilen bir İsveç-Danimarka ortak yapımı. İsveç, Malmö’deyiz ve bir o kadar da Danimarka Kopenhag’da!

“Polisiye dizi izleyeceğim ama Amerikan dizilerinden sıkıldım, hiçbir yenilik yok, hep aynı şey” diyorsanız; sizi kaslı Hollywood yapımlarının hegemonyasından kurtaracak olan bu diziyi izleyin. Saga Noren, çözmek üzere olduğu çok acayip vakayı izlemeniz için sizi bekliyor. Heyecanınızı kaçırmamak için konudan bahsetmeyeceğim, çünkü olay daha ilk sahnede başlıyor. Bu arada Bron İsveççe ve Broen de Danca köprü anlamına geliyor.

Muhteşem bir oyuncu kadrosuna ek olarak çok üst düzey görüntü yönetmenliğinin sergilendiğini Bron/Broen’i halen izlememiş olabilirsiniz, ama belki de onun kopyası olan iki farklı versiyona rastlamışsınızdır. Suyu kaynağından için derim ben, Bron/Broen’i bir izleyin. 60 dakikalık 10’ar bölümden oluşan iki sezon sizi bekliyor. Üçüncü sezonu da 27 Eylül 2015 tarihi itibarı ile başladı. İyi seyirler.

Dizi hakkında daha uzun bir yazıyı şuradan okuyabilirsiniz.

 

bron-broen1
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



4 – Fargo

Karşımızda henüz sadece iki sezonunu izlediğimiz dev bir seri var.  Farkındaysanız, dizinin henüz ikinci sezonu çıkmadan yazıyorum ben bu yazıyı. Şöyle ki; 1996 yılında çekilen film, 1987 yılında geçiyordu. Hani şu en iyi senaryo ve kadın oyuncu Oscar’ları kazanan, kült filmler arasına yerleştirdiğimiz Fargo adlı film, serinin 4. bölümü idi. Geçen sezon izlediğimiz Fargo adlı dizi film ise 2006 yılında geçiyor ve serinin 9. bölümü olarak konumlandırılıyor. Şimdi dizinin ikinci sezonunu izleyeceğiz ve bu macera 1979 yılında geçiyor. Bu da hikayenin 2. bölümünü oluşturmasını sağlıyor. Yani Fargo bir kitap olsaydı biz daha evvelden 4. ve 9. ciltlerini okumuş şimdi de 2. cildini okuyor olacaktık.

Diziye döner isek; gerçek polis raporlarından, yani gerçek olaylardan uyarlanarak yazılan senaryolarla çekiliyor, tıpkı filmi gibi. İlk sezonunda Molly Solverson adlı Şerif yardımcısının çözmeye çalıştığı oldukça karmaşık bir cinayet davasıyla başlıyor ve ilerleyen dönemde ortalık kan gölüne dönüyordu.

İkinci sezonda ise biraz gerilere, 1979 yılına gidiyoruz. İlk sezondan tanıdığımız Molly’nin babası Lou Solverson’un genç bir eyalet polisi olduğu döneme, Güney Dakota’ya gidiyoruz. İlk sezonda artık hayatta olmayan Molly’nin annesine ne olduğunu öğreneceğiz. Yine çok kan akacak, orası kesin, çünkü bu Fargo!

Dizi, ikinci sezon açılışını 12 Ekim 2015 tarihinde yapacak ve bir aksilik olmazsa 14 Aralık 2015 tarihinde sezonu tamamlayacak.

fargo
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



3 – Homeland

4 Ekim 2015 tarihinde iki bölümle 5. sezonunu açacak dizi, benim favorilerimden. Geçtiğimiz sezonu aslen Türkiye’de plânlanan ama Türkiye Hükûmeti’nin senaryoda sakıncalı bazı yerler bulması sebebiyle bundan vazgeçen dizi, Ortadoğu – Terörizm ve CIA üçgenini irdeliyor. Dizinin baş karakteri bir istihbaratçı olan Carrie Mathison (Claire Danes), bipolar bozukluğu olan, bu yüzden arada bir şirazesi kayan bir kadın. Buna rağmen güçlü içgüdüleri, analiz yeteneği, stratejik derinliği ve saha deneyimi sayesinde CIA için vazgeçilmez bir konumda. Evet bu bir Ortadoğu dizisi, zaten dizi İsrail yapımı Hatufilm adlı Gideon Raff dizisinden uyarlama.

homeland
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



2 – True Detective

Muhteşem geçen ilk sezonunun ardından ikinci sezon özelinde averaj izleyici açısından başarısız kabul edilme eğiliminde olan, ancak benim açımdan ilki kadar kuvvetli ve artık daha da güçlü olan dizi. Bir sıkımlık mermi değil, adına ve konseptine uygun olarak gerçek cinayet dosyalarından yola çıkılarak, her sezon yeni bir kadroyla çözülmesi gereken yeni bir dosya bizlerle buluşuyor.

True Detective aslında bir mini dizi gibi düşünülmeli. Dizide değişmeyen tek şey ismi. İlk sezonda bir seri katil peşindeydik, ikincide mafia – devlet – polis üçgeninde bir davayı izliyoruz.

true-detective
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter



1 – Ray Donovan

Onca zenginlik, onca şan şöhret arasında Boston’dan çıkıp gelmiş İrlandalı bir yarı eşkiya sizin hayati sorununuza yanıt verebilecek tek kişi ise; Ray Donovan’da rol alan bir Los Angeles insanısınız demektir. Hatta Ray Donovan’a işiniz düştüyse fena sıçmışsınız demektir ve şunu bilmelisiniz ki Ray Donovan’dan hizmet almak pek de ucuz değildir!

Ray Donovan izlerken aklıma en çok gelen gelen cümle nedense, The Sopranos’un “bir aile öldürmezse öteki öldürür” sloganıydı. Ray Donovan’ın İtalyan mafiası ile pek bir benzerliği yok, sadece aileye bağlılık kısmı beni öldürüyor, zaten Ray Donovan’ın da bütün meselesi bu. Öyle bir aile faciasının içerisinden sağ olarak çıkmış ki, bunu bölümler ilerledikçe kişiliğine yansımalarıyla birlikte öğreniyor ve yine de çok iyi başa çıktığını düşünüyorsunuz.

Dizi oldukça renkli ve aksiyon dolu olsa da cidden çok ağır bir drama! Karakterler dizi başlarken birer iceberg gibiler, bölümler ilerledikçe açığa çıkarak, kendi gerçeklerini size gösteriyorlar.

ray-donovan-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Bazı diziler hakkında gevezeliğe varacak kadar yazıp, bazıları hakkında daha az yazdım. Öyle denk geldi, öyle yazdım.

Yazı bitti!

1,093 total views, 4 views today

Author: Savaş Eroğlu

Share This Post On

2 Comments

  1. Efendim

    “inşaa” değil “inşa”

    Post a Reply
    • Teşekkür ederim. Pek zarifsiniz.

      Post a Reply

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This