Anatolian Tragedyası

Anatolian Tragedyası

Uzun süredir izlediğimiz, hatta gönülsüz olarak, yani metazori oynadığımız ve de izlediğimiz sonu gelmeyen oyunlar silsilesi.

Karl Marx, “tarih bir kez tekerrür ederse trajedi; iki kez tekerrür ederse komedi olur” demişti. Biz komedinin de üstüne çıktık aslen ama komedi kısmına başka yazıda geleceğiz, önce şu tragedyayı halledelim.

Tragedya, Türkçe’ye aynen bu ismiyle geçmiş, bizim Büyük Türkçe Sözlük’ten bir kelime, aklına takılanlar varsa diye yazayım dedim. Trajedi de diyebiliriz ama nihayetinde o da bu kelimeyi evirmemizle olmuş, o da tıpkı bu kelime kadar yabancı ya da yerli. Peki yazı neden öyle İngilizce başlayıp bir de Türkçe ek alıyor falan derseniz, bizim memleket gibi yamuk yumuk, ondan derim.

Eski Yunanistan’da dinsel törenlerden doğduğu sanılan bir tiyatro türü tragedya, böyle acıklı, ağlamalı, korolu bir şey. Konuları hep çok acıklıdır ve mutlu son diye bir şey yoktur. Genelde manzum olarak yani şiir formatında yazılırlar. Korkunç ve acıklı bir olayın üç birlik kuralı içerisinde işlenmesidir tragedya. Üç birlik kuralı çok katıdır, yani olmazsa olmazıdır tragedyanın.

Şimdi üç birlik kuralını da vereyim ki, bilmeyeniniz var ise bilsin tragedyayı; zaman birliği, mekân birliği, olay birliği. Tragedyanın olmazsa olmaz özelliği üç birlik kuralıdır ve bunun ardından şu çok mühim özellikleri de ekleyelim; korkunç olaylar seyirciye gösterilmez, en az beş bölümden oluşur, içinde koro bulunur, kaba sözlere yer verilmez, çok vahim olayları ele alır ve genelde insanlara bir ders vermek amacı güder.

Çok şükür bizim Anatolian Tragedyamız bu özelliklerin hepsini taşımayan, dört dörtlük bir tragedyadır. Olay en fazla 24 saat içerisinde bitecektir, çünkü 24 saat sonra başka bir tragedya sahnelenecektir, olay birliğimiz tamdır. Mekânımız Anadolu’dur, olay Anadolu’da yaşanmaktadır, mekân birliğimiz de tamdır. Olay birliğimiz de tamdır, olay elim bir tragedyadır, her şey bu çerçevede değerlenir, her şey bu elim facianın çevresinde şekillenir.

Anatolian Tragedyası Bölüm 1 – Dağlıca’da Ölüm: Yine Yeni Yeniden

Dağlıca’da saat 15:01 itibarı ile yine yeni yeniden ve her zaman alışıp artık kusmak üzere olduğumuz kelimelerle; askerlerimize teröristlerce hain bir pusu düzenlendi. Seyirci olarak biz bu elim olayı göremedik, hatta duyamadık. Duymak için biraz daha beklememiz gerekecek, 2. bölümde duyacağız.

Sahne açılır, analar ve evlatlar ağlamak ister, içlerinde bir garip sızı vardır, ne olduğunu bilemezler ama hissetmişlerdir. Bir suskunluk olur, bu bölümde replik yoktur. Medyadan haber alınamadığı için, kimse bir bok bilmiyordur. Televizyonlar tüm hızıyla berbat yayınlarına devam ederler, hissedenler dışında kimsenin bu elim olaydan haberi yoktur. Bu faciada 19 kişi hayatını yitirmiştir ama kimse henüz bir şey bilmemektedir.

 

Anatolian Tragedyası Bölüm 2 – Kara Haber

Kara Haber PKK’nın yayın organından gelir. Dağlıca’da saldırı yaptıklarını duyururlar ve çok sayıda askerin öldürüldüğü kanlı bir eylemin yapıldığı seyirciye duyurulur. Ayrıntılar net değildir, bilinen şudur; bir saldırı olmuş devamında çatışmalar başlamış ve devam etmektedir. İlk saldırı saati 13:01’dir ve şu an ise saatler 18:00’i göstermektedir. Ardından diğer haber ajansları da durumu araştırıp bilgi almaya çalışırlar, doğrulama yapılır, artık facia sır değildir, kara haber yurda ulaşmıştır. Ülkenin büyükbaşları zaten olaydan, daha olduğu anda haberdardırlar, fakat analar ve evlatlar şimdi daha evvel anlamlandıramadıkları hislerinin kaynağını fark etmişlerdir. Sahnede feryat eden ve daha fazla bilgi almak için çırpınan, analar, evlatlar görülür. Seyirci kötü olayları göremez, feryatları görmeye başlar.

anatolian_trafedyasi
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

Anatolian Tragedyası Bölüm 3 – Milli Maç

Felâket yaşanmış, ve izleyici  üstü kapalı bir biçimde haberdar olmuştur, ancak durum kontrol altındadır, izleyiciler Konya’daki stadyum sahnesini görürler. İlk koro sahne alır, Kırmızı – Beyaz der yüksek sesle. Başbakan Davutoğlu, faciadan habersiz olan neşe içindeki koronun ve izleyicinin karşısına bir önceki tragedyanın mağduru olan 4 – 5 yaşlarındaki şehit çocuğuyla gelir. Davutoğlu her şeyden haberdardır ama gülümsemeye devam eder. Ay yıldızlı bayraklar Dağlıca’da akan kanları temsil etmez ama oyun yazarı çok kurnazdır, subliminal olarak aslen onları temsil etmek istemiştir bu kırmızı bayraklarla.

anatolian tragedyasi
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

Milli maçta portakallarla, al kırmızılar mücadele eder. Portakallar soyulur ama al kırmızılıların kanı akar. Şehit haberleri stadyuma da ulaşır devre arasında. İkinci devre koro Ne Mutlu Türküm Diyene diye çok yüksek sesle haykırır, ancak al kanlar akmıştır, facia yaşanmıştır bir kez. Koro bunu söylerken, spiker “42.000 kişi tezahürat yapıyor” der ama “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyor, diyemez! Davutoğlu çok neşelidir tüm bu akan kanların arasında, Portakallar diye bahsettiğimiz Hollandalılar bariz üstün oynamalarına ve hatta sahadaki Al kırmızı formalı takımımıza ecel terleri döktürmelerine rağmen, maçı kaybederler. Zavallı izleyici buna sevinmek ister ama halin vahametini de görür bir yandan. Koro artık daha hüzünlü söylemektedir şarkılarını. Buna rağmen Davutoğlu gülme işini abartıp sırıtmaktadır. Maçın ilk yarısı 2:0, ikinci yarısı da 3:0 biter. Maç kazanılmıştır ama canlar yitirilmiştir. Son golü stadyumdaki trafiğe takılmamak için erken sıvışan ve bu yüzden göremeyen Davutoğlu spikere de şu cümleyi dikte ettirir, izleyici duyar dış sesten; “kendisi de Konyalı olan Başbakanımız terörle mücadele ile ilgili bir toplantı için stadyumdan erken ayrıldı.” Sahne kapanırken, orada olmayan başbakanın sırıtan resmi indirilir, dış ses milli maçın başarısını Başbakana mâleder neredeyse. Sahne kapanır.

Anatolian Tragedyası Bölüm 4 – Kur’an Okunur

Maçın bittiği saatlerde bu defa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan televizyona çıkar facia hakkında konuşur, halkın gazını alması beklenir ama; “400 vekili verseydiniz böyle olmazdı” diyerek elim olayda suçluyu açık eder! İzleyiciye siz suçlusunuz der, ancak izleyici suçlunun kim olduğunu anlar.

Sahne değişir, haberciler koşuşturur, Cumhurbaşkanının sözleri aynen kulaktan kulağa yayılır. Koro çok sesli olarak “400 vekili verseydiniz böyle olmazdı” diye farklı ses ve tonlarda haykırır. Cumhurbaşkanı ve yaverleri çuvalladıklarını anlayıp durumu düzeltmek için devreye Ak Trolleri sokarlar. Ak Troller, Cumhurbaşkanının halkın önünde söylediği sözlerini aynen yayınlayan Hürriyet Gazetesini hedef gösterir, pisliğin kaynağının burası olduğunu, buranın yakılması gerektiğini haykırır. Koro halinde Madımak söylenir Ak Trollerce, çirkin bir sesle.

Ardından sahne değişir Hürriyet Gazetesi önünde 200 yobaz belirir. Koro halinde cehalet, nefret ve pislik tıksırırlar. Seslerinin gür çıkmadığını fark edip sahne dekoru olarak oraya gelen ve aslında hiç bir şey yapmayan polisin Akrep adlı zehir saçan araçlarından bir megafon alıp, izleyiciye çirkin seslerini iyiden iyiye duyururlar. İzleyici halen facianın içeriğini bilmez, çünkü bu bir tragedyadır, kötü olaylar gösterilmez. CNN Türk, yanıbaşında camları kırılan Hürriyet’i haber yapmaz, başka kimse de yapmaz, izleyici bu kötü olayı aslında göremez!

Ardından sahnedeki bu 200 kişilik yobaz, aslen anlamını hiç bilmedikleri, hiç anlamadıkları hal ve tavırlarından bellli olan Kur’an-ı Kerim adlı Arapça dilindeki kutsal kitabın, konuyla anlam bakımından uzaktan yakından ilgisi olmayan bir bölümünü okurlar. Sahne kapanır.

 

Anatolian Tragedyası Bölüm 5 – Takke Düşer

Bu bölümü tamamlayabilmem ve yazıyı yayınlayabilmem için 24 saat geçmesi gerekiyordu, çünkü tragedya ancak o zaman tamamlanabiliyordu. Öyle yaptım ve 24 saat geçmesini bekledim…

 

TSK olaydan tam 24 saat sonra 16 askerimizin öldüğünü bildirir. İzleyici şehit sayısının daha fazla olduğunu bilmektedir ama kötü olaylar izleyiciden gizlenir tragedyada! İşin aslı fünyeli bir patlayıcı ile askerimiz öldürülmüş, ardından çıkan çatışmalarda ve bir başka fünyeli patlayıcı saldırısı daha yapılmıştır. Bütün bu feci olayların faturası 16 şehit olur. Sahne ağlayan analar, babalar ve çocuklarla kapanır. Hüzünlü bir müzik çalınır. Son olarak dış ses konuşur;

Bu elim faciada, kimse suçu üstlenmemiş, suçlular öylesine sinsi ve şerefsizce davranmıştır ki biz yaptık” bile dememişlerdir. Mafia usulü önce öldürüp ya da ölüme yollayıp, sonra da evine bir çiçek yollamışlardır, mesele bundan ibarettir.

 

24 saat geçtiği için yeni tragedya dönemine girilir… Bu başka bir günün konusudur; Iğdır’da 14 polis şehit edilmiştir…

 

Son olarak, bu bir tragedya olduğundan, izleyiciye bir ders de vermek gerekiyor. İzleyicinin alacağı dersi de vereyim ve yazıyı bağlayayım:

Hayat kısa, katil uzun!

 

 

195 total views, 2 views today

Author: Savaş Eroğlu

Share This Post On

1 Comment

  1. Bu yazıda ne anlatmak istemiş anlamadım. Teröristlerle birlik mi olmak istemiş acaba? Bu ülkenin zaten çok kaleminden kan damlayan sözde aydın monşerleri var bir de bilok yazarları çıkmaya başladı. Bir de bunlar car!

    Post a Reply

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This