Amok Koşucusu

Amok Koşucusu

İlk olarak herkesin bildiğini yazayım, sonra gerçek anlamını yazarım. Stefan Zweig‘in bir kitabının adıdır. 1922 yılında yazdığı kitabın orijinal adı Der Amokläufer.  İngilizce, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca çevirilerinde adı sadece Amok, Türkçe çevirisinde Amok Koşucusu adı kullanılmış.

 

Kitabın bizdeki, orijinali ve bazı diğer kapaklarını vereyim;

amok-2
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter
amok
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter
amok-1
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

 

Kitabı bugün hemen hemen tüm kitapçılarda bulabilirsiniz, halen baskısı mevcut yani. Kitabına pek değinmeyeceğim zaten asıl konumuz ve benim bu yazıyı yazma nedenim Amok koşucusu ne demek? sorusunun cevabını vermek ve günümüzde karşımıza çıkan bazı durumlarla ilişkilendirmek.

Amok koşucusu, Malezya ve Hindistan’da görülen bir tür çıldırma durumu. Amok koşucusu bugün dünyanın her yerinde benzer cinnet olaylarında faili tanımlamak için kullanılır. Aslen Malezya’ya özgü tarihsel ve kültürel unsurlardan kaynaklanır. Kökeni bir çesit intihar saldırısı geleneğine dayanır. Amok koşucusu sonuna kadar savaşıp sonunda ölmektedir. Böylece düşmanın arasına dalan küçük bir grup seçkin asker, yaşamak için savaşan düşman askerine psikolojik olarak büyük zarar verebiliyor.

amok-
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter

Malay dilinde Amuk şeklinde anılıyor. Gözü kara, hiddetle saldıran ve öldüren anlamına geliyor kelime olarak da. Filipinlerdeki karşılığı ise juramentado. Bilimsel yani psikolojik temeline inersek eğer bir çeşit disosyatif sendrom’dur. Malaya, Filipinler ve Afrika’nın bazı yerlerinde rastlanan, ansızın önüne geleni öldürme biçiminde kendisini gösteren kültüre özgü sendrom’dur.

İngilizce’de bizdeki “cinnet getirmek” deyimini karşılayan deyim “run amok” şeklindedir.

Kişi önce depresif bir duruma geçiyor. Bir sürelik kara kara düşünme halinin ardından, ansızın vahşice, nedensiz ve ayrım gözetmeyerek çevresindeki her canlıya karşı saldırıya geçiyor. Yani önüne geleni yok etme haline geçiyor. Bu hâle giren, yani bir Amok koşucusu hâlini alan insan, birileri tarafından durdurulana, öldürülene, yorgunluktan bitap düşene ya da kendi kendisini öldürene kadar durmuyor. İşte bu koşunun özelliği, bir çok kişinin hayatına mâlolmasının yanında koşucunun da hayatına mâlolmasıdır. Sonuç olarak koşucu çoğunlukla bu cinnet hâlindeyken intihar eder, başkaları tarafından öldürülür ya da bitkin düşerek yaşadıklarının, yaptıklarının tamamını unutur.

Sarhoşluk, evlenmeyi istediği kızın ailesi tarafından reddedilmesi gibi toplumsal etkenlerin yanında, bazı ateşli hastalıkların yan etkileri de bu duruma neden olarak gösterilebiliyor. Mesela sıtma‘nın yan etkisi olabiliyor. Ayrıca bir tür epilepsi nöbeti veya bir psikoz da olabileceği düşünülüyor.

Şimdi başka bir noktaya değinmek istiyorum. Bu sendrom/durum, elbette çoğunlukla erkeklerde görülüyor. Cinnet halinde olma, sonuçlarını hesap edemeden şiddet kullanma. Ağır hakaretler sonrasında, aşağılanma, rencide edilme ya da öyle olmasa da “öyle sanma” durumlarının ardından gerçekleştiği görülüyor. Size tanıdık geldi mi? 3. sayfa haberlerini hatırladınız mı?

Hem ülkemizde, hem de dünyanın pek çok yerinde, bir dizi öldürüp yaralamanın ardından, kendisini öldüren ya da karşısına çıkanlar tarafından öldürülen insanların haberlerini sürekli duyuyoruz/okuyoruz. İşte bunların hepsi birer amok koşucusu. Bu durumun aktörlerinden, şayet hayatta kalanlar varsa, ifadeleri de genelde şöyledir; “gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum…” falan filan…

 

Bu arada İtalyan santçı Antonio Canate’nin yarattığı Amok adında çizgi karakter vardır. 1946 yılında yaratılan bu süper kahramanın aynı adla bir çizgi serisi var ama bunun konumuzla ilgisi yok.

Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın 1922 tarihli kitabına döner isek; Stevan Zweig, intihar ile yakından ilgilenmiş bir yazar. Gençlik yıllarından itibaren hep aklını intihar fikri çelmiş. Nihayetinde de yaşamı da 1942 yılında eşiyle birlikte intihar etmesiyle son bulmuştu. Kendisi bir amok run olayına girişmemiş, sadece intihar etmiş. Yazarın eserlerinde yarattığı karakterlerde intihar ile ilişkisi net bir şekilde görülebiliyor. Amok Koşucusu kitabındaki öykülerin ortak noktası intihar. Bu kitaptaki öykülerden özellikle kitaba adını veren yani aynı adlı öykü bir baş yapıt olarak görülmektedir. Daha geniş okumalar için lütfen kitabı alın, yeterince kişi bu yazıyı okuyup kitabı satın alırsa Can Yayınları bana prim verecek. (Bu son yazdığıma inanan olmamıştır sanırım ve umarım.)

 

Amok Koşucusu bir çıldırma haliyle harekete geçer. Kendisinin tâkâti kalmayacak ve artık düşüp ölecek hale gelene kadar karşısına çıkan her şeyi yok etme eğilimindedir. Bana bir siyasi lideri hatırlatıyor ama ismini vermeyeceğim. Tabii benzerlik biraz daha mecazi ama bu liderin gittiği yol tam bir amok koşusu. Size de birini hatırlattı mı? Neyse!..

 

Amok koşucusunun konu alındığı ve amfetamin ile ilişkilendirildiği bazı vakalarla ilgili bir belgesel veriyorum; Belgeselin daha en başından oldukça tanıdık sahneler göreceksiniz;

Running Amok in Hollywood adlı kısa belgeseli burada veriyorum;

 

Ülkemizde de dünyada da çokça örneklerini görüyoruz aslında. Güncel bazı olaylarda hep bu sendromu görebiliriz dikkatle bakarsak. Ayda en az birkaç amok koşucusu gazetelerin ikinci sayfalarına en az da birisi ön sayfaya kapak oluyor. Sevgilisinin kendisini aldattığını sanıp sevgilisini ve onun tüm ailesini katledip, üstüne de intihar etme haberlerini yılda en az 10 kere okuyoruz Türkiye’nin çeşitli illerinden. Amerika’da eline tüfeği alıp okul basanları ve önüne gelen herkesi vuranları da yılda en az bir kere okuyoruz, izliyoruz.

Başka bir meseleye geçersek amok koşucusu bir nevi intihar komandosu anlamını da taşıyor. Askeri literatüre geçmiş durumda. Küçük bir intihar grubuyla düşmanın oldukça güçlü olan bir üssüne ya da mevziine saldırı düzenleniyor. Saldırı bir intihar saldırısı. Amaç ise düşmana mental bir üstünlük kurmak. Mümkün mertebe çok düşmanı öldürüp, kendi hayatından da vazgeçenlerin yaptığı bu saldırıları tarihte pek çok kere gözlemleyebiliyoruz. En ünlüsü sanırım herkesin malûmu olan 300 Spartalı yani Termopilai Savaşı…

Bizim kültürümüzdeki serdengeçti konusu da bu konuyla ilgili incelenebilir.
Konuyla ilgili olarak şu konular da okunabilir.

Disosiyatif sendrom
Kültüre özgü sendrom
Serdengeçti

5,637 total views, 15 views today

Author: Savaş Eroğlu

Share This Post On

2 Comments

  1. Ayrıntılı bir yazı olmuş, emeğinizie sağlık.

    Post a Reply
  2. Sayenizde yeni bir şey öğrendim. Teşekkürler Savaş Bey !

    Post a Reply

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This